İSAR TEZ SUNUMLARI – VII Osmanlılarda Edebî Şerh Geleneği Mollacıkzâde’nin Kasîde-i Bânet Su‘âd Şerhi Örneği

2 November 2016
11:19

Bülten Yazımız

İSAR Tez Sunumları kapsamında 3 Kasım 2016 tarihinde Ömer Said Güler “Mollacıkzâde Mehmed Râ’if’in Ziyâ’u’l-Fu’âd fî Şerhi Bânet Su’âd İsimli Kasîde-i Bürde Şerhi (İnceleme-Me­tin-Sözlük-İndeks)” başlıklı yüksek li­sans tezini, “Osmanlılarda Edebî Şerh Geleneği: Mollacıkzâde’nin Kasîde-i Bânet Su‘âd Şerhi Örneği” başlığıyla Özbekler Tekkesi’nde sundu. Tezini İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde tamamlayan Güler, danışmanı Prof. Dr. Orhan Bil­gin’e, çalışma sürecinde bulunduğu de­ğerli katkılardan ötürü teşekkür ederek sunumuna başladı.

Klasik Türk edebiyatı bünyesindeki edebî şerh geleneğinin; Arapça, Far­sça ve Türkçe edebî eserlere yazılan Türkçe şerh metinlerinden oluştu­ğunu izah eden Güler, yüksek lisans tezi olarak çalıştığı metnin bu gelenek içerisinde Arapça bir esere yapılan Türkçe bir şerh olduğunu hatırlatarak sözlerine devam etti. Sunumun bu ilk bölümünde genel olarak edebî şerh geleneği üzerinde duruldu ve bir metne neden şerh yazılma ihtiyacı duyulduğu meselelerine temas edilerek konu ile il­gili kısa bilgiler verildi. Böylesi bir en­telektüel faaliyetin niçin gerekli olduğu izah edilerek bütün bir gelenek içerisin­de bu yazım biçiminin hangi boşluğu doldurduğu betimlenmeye çalışıldı. Bu esnada edebî gelenek içerisinde en fazla şerh edilen metinler ve özellikle de Os­manlı’da şarih kimliğiyle ön plana çıkan Sûdî-i Bosnevî, Şem’î, Surûrî, Lâmi’î Çelebi, İsmail Rusûhî Ankaravî, İsmail Hakkı Bursevî, İsâmüddîn el-Üsküdârî, Müstakimzâde Süleyman Sa‘deddîn, Salâhî-i Uşşâkî gibi şahsiyetlerden bahsedilerek söz konusu gelenek ana hatlarıyla tarif edilmeye çalışıldı.

İkinci bölümde ise bu edebî şerh geleneği dahilinde en fazla şerh edilen eserlerden biri olan ve tez çalışmasının da konusunu teşkil eden Kasîde-i Bür­de üzerinde duruldu. İslam tarihinde iki tane Kaside-i Bürde olduğu; ilkinin Ka‘b b. Züheyr tarafından bizzat Hz. Peygamber’e sunulan kasîde olduğu, ikincisininse daha sonraki dönemde İmâm Bûsirî tarafından yazılan kasîde olduğu belirtildi. Her iki şiirin de İs­lamî edebiyatta büyük akisler uyandır­dığı ve ikisinin de pek çok kere tercüme ve şerh edildiği bilgisi aktarıldı. Tez çalışmasında merkezde olan şiir, Hz. Ka‘b’ın kasîdesi olduğundan sunum­da, bu manzumenin söyleniş hikâyesi ve Ka‘b b. Züheyr’in serencâmı, hak­kında Hz. Peygamber tarafından du­yurulan ölüm fermanı ve sonrasında af dilemek maksadıyla Mescid-i Nebevî’ye girerek şiirini okuması hadisesi kısaca aktarıldı. Şiirin Efendimiz tarafından beğenildiği, Peygamber’in onu affettiği, hatta kendi cübbesini/hırkasını eliyle şairin omuzlarına bıraktığı, erken dönemde telif edilmiş birkaç İslam ta­rihi aracılığıyla nakledildi.

Sunumun üçüncü bölümünde ise tez ça­lışması boyunca incelenen metnin şari­hi olan Mollacıkzâde Mehmed Râ’if’in hayatı, ilmî ve edebî kişiliği üzerinde duruldu. Kassâm ve mevleviyet kadısı olarak görev yapmış olan şarihin ilmî gelenek ile edebi geleneğin her ikisine birden katkılarda bulunduğu; esasında bu geleneklerin birbirinden bağımsız tarikler olmadığı ve bu zatın da söz konusu vaziyeti destekleyici bir “ka­dı-şarih” olarak karşımıza çıktığı ifade edildi. Osmanlılardaki şerh geleneğinin ulûm-i İslâmiye ile edebiyat/şiir gelene­ğinin ortak çalışmasının bir ürünü ol­duğu belirtildi.

Sunumunu, tez çalışması boyunca ar­şiv, yazma eser kütüphaneleri, mezarta­şı çalışmaları gibi saha araştırmaların­da kazandığı ilmî çalışma yöntemlerine dair bilgi, tecrübe ve kazanımlardan bahsederek tamamlayan Ömer Said Güler, ilgi alanıyla alakalı bir eser neş­retmenin bilimsel gelişimi için büyük katkılar sağladığını ifade ederek konuş­masını sonlandırdı.