SOSYAL BİLİM KONUŞMALARI - SOSYALİN BİLİMİ OLUR MU?

6 Haziran 2017
10:15

Bülten Yazımız

İSAR ihtisas seminerlerinin “Sosyal Bilim Konuşmaları” serisinin ilk ko­nuşması, “Sosyalin Bilimi Olur Mu?” başlığıyla Alim Arlı’nın sunumuyla gerçekleştirildi. Konuşmasına öncelikle sosyal bilim kavramının tarihî kökleri üzerine bilgiler vererek başlayan Arlı, 19. yüzyılda doğa bilimlerini taklit et­mek suretiyle sosyal alanları da anla­ma niyetiyle ortaya çıkan sosyal bilim kavramının, günümüze ulaşana kadar geçen süreçte nasıl değişikliklere uğra­dığı üzerinde durdu. Newtoncu evren anlayışının Aristotalesçiliğin yerini almasıyla değişen bilim kavramının sosyal bilimlerin doğuşunda belirleyici rolü olduğunu belirten Arlı, hayat kav­ramının dönüşümü ile hayata ilişkin diğer alanların (kültür, toplum vs.) bir bütün olarak değiştiğinden bahsetti. Bu anlayış çerçevesinde bakan 19. yüzyıl sosyal bilimcileri “sosyalin bilimi olur mu” sorusuna müsbet cevap vermiş, bunun yolunun da doğa bilimlerindeki nedensellik, nesneler arası kuvvet ilişki­si gibi kavramların sosyal alana tatbiki olduğunu iddia etmişlerdir. Bu çerçe­vede mesela Durkheim gibi Comte’tan sonra gelen nesildeki sosyal bilimciler, doğa bilimlerinden kavram ve metot it­hal etmişlerdir. Durkeim’in biyolojiden sosyolojiye adapte ettiği terim ve fikir­ler buna örnek olarak gösterilebilir.

Bu anlayış, 20. yüzyıldaki asıl bilimsel dönüşümden önceki sosyal bilim dü­şüncesinin ürünüydü. Fakat 20. yüzyıl­da Einstein ve Max Planck’ın rölativite ve kuantum teorileriyle Newtoncu an­layış darbe almış, buna bağlı olarak da sosyal bilim kavramı da dönüşüme uğ­ramıştır. Böylece, bilimsel açıklamanın basit “etki-tepki” ilişkisi çerçevesinde yapılması mümkün gözükmemeye baş­ladı.

Sosyalin bilimi olur mu sorusuna veri­len cevapların 3 temel felsefî gelenek içe­risinde tasnif edilebileceğini söyleyen Arlı, bu geleneklerin Fransız neo-pozi­tivizmi, Alman anlama dayalı bilim dü­şüncesi ve Anglo-sakson pragmatizmi olduğunu ifade etti. Her ne kadar bu üç gelenek sosyalin biliminin olduğunu kabul etse de dayanmış oldukları farklı felsefî arka planlar sebebiyle üç gelene­ğin sosyal bilimsel uğraşıda açtığı yol birbirinden farklılık arz etmektedir.

Sosyalin bilimi olur mu, olursa nasıl olur sorusunun aslında siyasî ve pratik sonuçları olduğunu söyleyen Arlı, Al­man sosyal bilim geleneğindeki kültür vurgusunun Fransız evrenselciliğine (pozitivizm) karşı bir duruş olarak an­laşılması gerektiğini de söyledi. Benzer şekilde, Arlı’ya göre, kabul edilen sos­yal bilim anlayışının üniversite, fakülte gibi kurumsal neticeleri de olmuştur; ve şuan kabul ettiğimiz üniversite modeli­nin aslında Alman sosyal bilim anlayışı ve bilimler tasnifinin bir sonucu olarak doğmuştur. Fakat bilimsel gelişmelerin geldiği mevcut noktada disipliner du­varların aşındığını ifade eden Arlı, bu­nun da mevcut haliyle üniversite fikrini sorgulamayı gerektirdiğini ifade etti.

19. yüzyıl bilim anlayışı içerisinde ve bi­limler tasnifine dayalı bir kurum olarak üniversite, mevcut bilgi birikimimiz ışığında nasıl bir hüviyete kavuşmalı? Sunumunu bu soru ile noktalayan Arlı, bu sorunun henüz bir cevabının olma­dığını fakat dünya ilmî mirasına katkı sunabilmek ve mevcut ilmî tartışmala­ra katılabilmek için bu mesele ile uğraş­mamız gerektiğini belirterek sözlerini noktaladı.

Özetle, hakiki bir üniversitenin inşası ancak ilimler tasnifi meselesini mevcut bilgi birikimi ışığında ele alıp yeniden değerlendirebildiğimizde mümkün ola­caktır.