TANZANYA

22 Temmuz 2015
16:28

Yazar
Nurullah Güleç

Bülten Yazımız

2015 Ramazan’ında 15 kişi beraber Tanzanya’yı ziyaret ettik. Bu yazıda orada duyduklarımı, gördüklerimi kendi izlenimlerimi katarak sizinle paylaşmaya çalışacağım.

Öncelikle Tanzanya, çoğu Afrika ülkesi gibi sömürülmüş, açlığa mahkum edilmiş ve de en acısı zihniyet kodları ile oynanmış bir ülke. Maddi durum içler acısı olsa da açlığın diğer Afrika ülkelerine göre nispeten az olması ve daha çok Tanzanya’ya has birkaç konu üzerinde durmak istemem nedeni ile bunlardan çok bahsetmeyeceğim.

Türkiye’den beş bin km ötede, bizimle aynı yarım kürede bile olmayan bir ülke Tanzanya. Ama oraya gittiğimizde hiç yabancılık çekmiyoruz. İnsanların gözlerinde gördüğümüz sıcaklık, duyduğumuz güzel sözler gönül bağlarımızın ne kadar taze olduğunu hatırlatıyor. Ama maalesef bu gönül bağını destekleyecek fiziki ve zihni bir yakınlık söz konusu bile değil. Varisi olduğumuz Osmanlı Devleti’nin, yüz elli sene önceden sıkı bağlar kurduğu bu topraklarla aramızda zihni ve fiziki bir uçurum var (ek bilgi için Osmanlı Afrikası’nda Bir Sultanlık: Zengibar kitabına müracaat edilebilir).

Uçurum var çünkü Tanzanya denince birçoğumuzun aklına orasıyla hiç alakası olmayan Tazmanya canavarı geliyor. Reel bir uçurum var çünkü Tanzanya’da binlerce misyoner okul hala faaliyetine devam ederken, oradaki Müslümanlar okul açmaya para bulamıyor. Elli sene önce Hristiyan sayısının bir buçuk katı olan Müslüman sayısı şu an Hristiyanlardan daha az. Aramızda büyük bir uçurum var çünkü orayı sömürmeye devam eden Batılı devletler oranın her köşesinde kendini hissettirirken daha orada öyle bir ülke olduğunun farkında olmayan bizler eskiden ne kadar büyük bir medeniyete sahip olduğumuzla övünüp duruyoruz.

Başta kendime sonra da size bu uyarıları yaptıktan sonra Tanzanya ile alakalı birkaç bilgi vereyim:

Tazmanya canavarı ile karıştırdığımız Tanzanya ismi aslında elli sene önce birleşen iki ülkenin baş harflerinden oluşuyor: Tanganika-Zanzibar.  Ana kıta Tanganika’da dini dağılımı Hristiyanlık, İslam ve kabile dinleri birbirilerine yakınken, Zanzibar adasının ise yüzde 98’i Müslüman.

Tanganika’da çok daha seküler bir görünüm varken, Zanzibar’daki manevi hava bir hayli etkileyici idi. Gittiğimiz her köyde bir medrese veya Kur’an kursu bulduk, ayrıca 1107 senesinde inşa edilen Doğu Afrika’nın ilk mescidlerinden biri olan Kizimkazi Camii’sini ziyaret etme imkanı bulduk. Zanzibar’da beni en fazla etkileyen şeyse oradaki Müslümanlar’ın serüveninin Türkiye’deki Müslümanlar’ın serüvenine ne kadar benzediğini görmek oldu. Zanzibar’ın tarihini çok kısa özetlemek istiyorum:

Zanzibar’daki Müslüman varlığı 8. yy’da başlıyor. Araplar ve Fars tüccarlar bu adada İslam’ın yayılmasını sağlıyorlar. 10. yy’dan itibaren Fars krallar burayı yönetiyor. 15-17. yy’lar arasında Portekiz ve İspanyollar hakimiyeti ele geçiriyor. 17. yy’ın sonlarına doğru Umman Krallığı adayı Portekiz’den almayı başararak, merkezini buraya taşıyor. Bunun neticesinde ada ticari ve dini bir merkez olarak önem kazanıyor. 19. yy’da İngilizler ve Almanlar burayı kolonileştirse de Umman Sultanlığı’nın özel statüdeki yönetimi devam ediyor.

1963 yılında İngiltere’nin Tanganika ile beraber Zanzibar’a da bağımsızlığını vermesi neticesinde, Zanzibar halkı koloni yönetiminden kurtularak oradaki Müslüman halkın görüşlerini yansıtan Sheikh Mohammed Shamte’yi yönetici olarak seçiyor. Fakat bu durum sadece yirmi sekiz gün sürüyor ve sonrasında yönetim kanlı bir devrim neticesinde alaşağı edilirken yerine sosyalist görüşleri benimseyen bir devrimci iktidarı ele geçiriyor. Bunun ertesi günü seküler bir diktayı kolaylaştırması için Tanganika ile birleşme kararı imzalanıyor. Bundan sonra Türkiye’de yaşananla çok benzer biçimde bir seküler dikta ile burada yaşanan İslam’ın silinmesi için yoğun bir çaba başlıyor. Fakat yine Türkiye’de olduğu gibi bu durum insanların İslam’a bağlılığını arttırmaktan başka bir etki edemiyor.  2000’lere doğru çok partili hayata geçiş neticesinde nisbi bir rahatlık ortamı oluşsa da hala halkın görüşlerini pek yansıtmayan bir hükümet iş başında.

Bu hikayeyi oradaki şeyhlerden dinledikten sonra, bütün dünya genelinde Müslümanlar’a karşı oynanan oyunların ne kadar benzer olduğunu ve yeryüzünün birçok yerinde benzer mücadelelerin verildiğini fark ettim. Allah bütün dünyadaki Müslümanlar’a bu oyunlar karşısında ferasetli olmayı nasip etsin.